Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

Ölümcül kimyasallarla temizlik olur mu?

Makaleler8 Ocak 2015 Perşembe

Kimya, biyoloji/genetik bilimi ve teknolojinin gelişmesi, kapitalizmin hükümranlığını daha güçlü hale getirdi. Bu da hem cismin, hem de nefsin kirliliğini artırdı.

Çok değil yarım asır öncesinde, sadece sabunla maddi temizlik sağlanırken, bugün bin bir türlü kimyasal kullanıyoruz. Benim çocukluğumda sabun bulmak dahi güçtü. Kille, külle ve toprakla temizlik yapılırdı. Üstelik o günlerde maddi anlamda bugünden çok daha fazla temizdik. Niye mi? Çünkü hem temizleniyor, hem de zarar görmüyorduk. Dahası bu temizlenme sonrasında çevreyi/kâinatı da kirletmiyorduk. Bugünse temizlenememenin yanı sıra, toprağı, suyu ve diğer canlıları kirletiyoruz. Geliştikçe daha da kirleniyor ve kirletiyoruz.

Tarım üretiminde kullanılan pestisit, herbisit ve hormon gibi kimyasallar ile evsel ve endüstriyel atıklar, bir yandan gıdaları kirletirken/zehirlerken, diğer yandan da toprak, temiz su kaynakları ve havayı kirletirler. Sonuçta şekil değiştirerek karşımıza yeniden çıkarlar. Bunların yanı sıra, tekstil, mutfak, lavabo, banyo, kozmetik, ev gereçleri ve çocuk ürünleri gibi çok sayıda malzemeyi kullanırken, temizlenme uğruna fıtrat bozucu kimyasallara maruz kalırız. Yazık ki günümüz insanı, deterjan adı verilen temizlik(!) kimyasalları ve kozmetiklerle de 55 bin çeşit zararlıyla karşı karşıya.

HER EV BİR KİMYA FABRİKASI GİBİ

Mutfakta, banyoda, lavaboda temizlik adına kullanılan kimyasallar temizlikten ziyade kimyasal ve biyolojik kirlenmeye yol açıyor. Kelliğe, sinir sistemi tahribine, kısırlığa, duyu kaybına hatta kansere dahi neden oluyor.
 
Oldukça da pahalı olmalarına rağmen kolay ulaşılabilen bu kimyasallar, tüm dünyada vazgeçilmezmiş gibi sunuluyor. Her türlü hayvansal maddenin yanı sıra, -bazı kozmetik ürünlerinde- insan cenini ve plasentası bile kullanılabiliyor. Mesela sabununuzda ‘sodyum tallowate’ yazıyor ise, o mutlaka hayvansal olup, domuzun iç yağıdır.

‘Doğal’ ibareli sayısız ürün var raflarda ve evlerimizde. Fakat hemen hepsi doğallıktan/tabiîlikten fersah fersah uzak. İçindeki ‘ısırgan otlu’, ‘zeytinyağlı’, ‘naneli’, ‘sütlü’, ‘salatalık özlü’, ‘limonlu’ gibi ibarelere aldanmayın. Bunların hemen hepsi sentetik kokular. Gerçek bile olsalar, ürünün hacminde hiçbir değeri olmayacak kadar az ve sadece reklam yapma amaçlılar. Geri kalanı ise zehirli/ölümcül kimyasal maddeler.

Kirlenmek güzeldir’, ‘kar gibi beyaz giysiler’ gibi sloganlarla yapılan bilinçsel kirletme sayesinde, bu ürünler masumlaştırılırken, kirlilik sevimli hale getirilerek yüceltiliyor. Bilincimize yapılan bu saldırı ile sergilenen/tezgâhlanan şeytanlık normalleştiriliyor.

Televizyonlarda sürekli olarak yapılan ve beyazlık vurgulu reklamlar, kadınların bu ürünlere yönelik zaafını artırıyor ve kucak dolusu bedeller ödemelerine yol açıyor. Evinde nitelikli gıdası bulunmayan birçok ailenin banyosunda pek çok deterjan ve kozmetik ürünleri görürüz. Bu gidişat öyle şaşırtıcı bir hâl aldı ki, adeta her ev kimya fabrikasına/deposuna dönüştü. Bunların bir tanesinin ünlü markalısını almak için, bir dar gelirli günlerce belki de haftalarca çalışmak zorunda. Birlikte Fransa seyahati yaptığımız grupta, parfüm almadan gelen tek kişi bendim. Bu zehirlere en az bedel ödeyen yanılmıyorsam bin avro vermişti.
 
Ev, işyeri, okul, yurt, turizm mekânları ve sanayi dallarında her gün milyonlarca ton tüketilen bu maddelerin, kâinattaki hayatı yok etmeye çalışan ‘toksik canavarlar’ olduğunu asla unutmamalı.

BÜYÜK BİR SAVAŞIN İÇİNDEYİZ

Hiç kuşkusuz yaşadığımız çağda, iki görüş kıyasıya bir savaş içinde. 19. asırdan itibaren, ekonomik ve geleneksel/tabiî dünya görüşleri arasındaki savaş, dünya tarihinde benzeri görülmemiş bir mücadele örneği. Bu sarsıcı dönemi izleyen 20. asırda ise, tahribat ve değişim tufanı yeni bir ekonomik düzen inşa etmenin yanı sıra, yeni bir insan modeli de inşa eder. Bir kazanın ilk anlarında hissedilemeyen travma gibi, bu yeni savaşın meydana getirdiği kerahette, insanlar tarafından fark edilemez. Bu nedenle de, ekonomik dünya görüşüne karşı duruş olan, geleneksel/tabiî dünya görüşünün oluşumu gecikir.
 
Geçmişteki savaşlar, ordular arasında yapılırken, yeni dönemde şirketler ile insanlık arasında sürüyor. Hatta bu acımasız savaş öyle ki tüm kâinattaki canlı ve cansız varlıklar ile şirketler arasında tezahür ediyor. Koskoca kâinata karşı, şirketlerin fi(i)lleri öylesine tahrip edici sonuçlar ortaya çıkarıyor ki; şayet savaş bu şartlarda sürmeye devam ederse, kâinatta canlılık yok olmakla yüz yüze...
 
ÖLÜMCÜL KİMYASALLAR

Bugün kullandığımız temizleyiciler, temizlemeye çalıştığımız şeylerden genellikle daha tehlikeli ve kirleticidirler. Bilim Teknik Dergisi konu hakkında şunları kaydediyor: “Evsel temizlik malzemeleri alkol, amonyak, beyazlatıcı, formaldehit ve alkali maddeler içeriyor. Bu maddeler bulantı, kusma, göz, burun, boğaz ve solunum sisteminde yanmalara neden oluyor. Nörolojik hasarlar, akciğer ve böbrek hasarı, körlük, astım ve kanser gibi çok önemli sorunlarla da bağlantıları var. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda, birçok evsel üründe bulunan alevlenmeyi önleyici kimyasal maddelerin de (polibromlu difenil eterler, PDBE) genel sağlığı etkilemelerinin yanı sıra, kadınlarda doğurganlığı azalttığını ortaya çıkardı. Üreme, kimyasal maddele­re maruz kalınması sonucunda et­kilenen biyolojik risklerin ilk başta gelenidir. Çünkü üreme sistemi­nin bozulması hayli kolaydır ve içeriğinde hormon bozucu ajanlar bulunan bu maddeler kısırlığa, düşüğe ve çeşitli hastalıklara yol açarlar.”
 
Geçen ay haberlerde, Konya’da henüz anne karnındaki bir bebeğin ve iki yaşında başka bir kız çocuğunun rahimlerinde kist olduğu için ameliyat edildiklerini okuduk. Dahası sayısız çocuk, engelli ve otistik olarak doğuyor artık. Bunların ana nedenlerinden biri de, ‘temizlenme’ adı altında kullandığımız ölümcül kimyasallardır.
 
Mutfakta, banyoda, tuvalette, kozmetikte yahut da tedavi amacıyla kullanılan ürünler, bir yandan fıtratı tahrip/tahrif ediyor, diğer yandan da kirlenmeyi artırıyor. Bu hem maddi, hem de manevi alanda süren bir hal. Öte yandan içerikleri de kahir ekseriyetle haram veya şüphelilerden oluşuyor. Bunlar deriden cilde nüfuz ediyorlar. Kıyafetlerden ve yemek kaplarından bedene erişiyorlar. 

Bu makale İlim ve İrfan Dergisi'nin Ocak 2015 sayısı için kaleme alınmıştır

OKUNACAK KİTAPLAR
YEDİKLERİMİZİN İÇİNDE NE VAR?
Kemal Özer

ÇÖZÜM BU KİTABIN 2. BÖLÜMÜNDE

 

İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 722519
 

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
مكائد أبالسة الطعام Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

2 Nisan 2018 Pazartesi

Kemal Özer TVNet'te 1 Nisan 2018


28 Mart 2018 Çarşamba

Kontv Düzlem'de konuştuk


Moral Fm'de: İyi gıda iyi gelecek

+ Devamı


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


8 Ekim 2018 Ankara KAGEM Konferansı

+ Devamı


İFAM'da gençlerle buluştuk

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı