Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

İnsanlar kobay mı? Sıkıysa önce kendinde dene

Makaleler6 Nisan 2013 Cumartesi

Endüstriyel tıpçılarca, hakkında onlarca dava açmış olan Messeque, o davaların hepsini kazanmış biri. Kral Faruk’tan Churchill’e kadar birçok ünlü hastası var onun. O, dünyanın bütün bitkilerinin tüm özelliklerine vakıf bir mütehassıs. Ona, tıp ‘doktor’ demese de, David Rockefeller’e bile kafa tutmuş bu adam, bizim gözümüzde bir hekim.

Messeque
şunları naklediyor: ‘Doktora başvurmak ölüme giden koridorun yolunu tutmak, eczane ölümün bekleme odası, ilaç almak ise hastalığın çok ağır olduğunu gösterir. Eski bilge köylüler, ‘hazır ilaçlardan çok korkar ve sağduyularıyla şöyle derlerdi: Herkese de aynı ilaç verilir mi?’
 
Ama artık herkese aynı ilacı bile vermiyorlar. Dahası sağlam gittiğiniz doktordan, kanser yapılmış olarak gönderiliyorsunuz.
 
İsmi bizde mahfuz bir hasta, tıpta “Ankilozan Spondilit” denilen omurga (kemik) eğriliği hastalığı için doktora gider. Özel hastanenin doktoru bu hastaya, aşağıdaki belgeyi imzalatıp sözde bir ‘ilaç’ verir.
 
Buraya kadar her şey normal ama normal olmayan bir şeyler var. Bu sözde ilaç için kobay olarak seçilen hastaya imzalatılan tek sayfalık kâğıt şöyle başlar, ilacın(!) vereceği şifayı(!) anlatmaya:
 
“Sağlığım ile ilgili olarak yapılan muayene ve tetkiklerimin değerlendirilmesi sonucunda;
 
A) Hastalığımın tanısının “Ankilozan Spondilit”olduğu, bu hastalığın bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalık olduğu, bu güne kadar kullandığım ilaçların hastalığımın ilerlemesini durduramadığı ve hastalığımın hala aktif olarak devam ettiği, bu aşamada … ilacını kullanmam gerektiği ve kullanmadığım takdirde hastalığımın şiddetlenebileceği,

B) Tedavimde kullanılacak olan bu ilaçların bağışıklık sistemi üzerine ve diğer sistemler üzerine çeşitli yan etkilerinin olduğu ve bu yan etkilerin:

  1) Tüberküloz,
  2) Mantar enfeksiyonları ve diğer enfeksiyonlara meyilli arttırabileceği,
  3) Alerjik reaksiyonların olabileceği,
  4) Demyelizan hastalığı gibi bazı nörolojik hastalıkları,
  5) Lenf kanseri,
  6) Solid tümör,
  7) Kan kanseri,
  8) kan değerlerinde düşme,
  9) Kalp yetmezliği,
10) Tosilizumab tedavisi sırasında komplike divertikülit gelişebilir.
 
Bu kadarcık ayıp kadı kızında da olur diyorsanız sorun yok. Lakin bu ölüm ilacını veren kişi “Önce -hastana- zarar verme/Primum non nocere” yeminini yapan bir doktor. Sizce bu doktor yeminine ne kadar sadık kalmıştır?
 
Elbette aşağıdaki belgede adını göreceğiniz doktor, yeminini çiğneyen ilk kişi değil elbet. O, sadece imzalattığı belge elimize gelmiş olan biri. Bu şekilde ilaç firmaları adına, hastaları üzerinde ilaç denemeyen kaç doktor vardır acaba bu ülkede?
 
Kemiğiniz eğri olduğu için (kobay olmayı kabul ettiğinizde), bağışıklık/savunma sisteminizi devre dışı bırakıp, çeşitli kanser türleri dâhil birçok hastalığa maruz bırakan sisteme/endüstriye/çıkar ilişkisine mi ‘tıp’ diyeceğiz?
 
Bu şifa mı, dert mi? Dönüşüme bakar mısınız: Eskiden tedavi edilen yerlere ‘şifahane’ derdik. Artık ‘hasta(ha)ne’ diyoruz.  Bu değişim ne kadar isabetli değil mi? Şifahane hastaneye dönüşünce doğal olarak şifada aradan çekiliyor.
 
Şimdi aklınıza; ‘Bu uygulama yasal mı? Doktor bunu yapmakla suç işlemiş olmaz mı?’ soruları gelebilir. Merak etmeyin, yapılanlar yasal ve doktor da suç işlemiş değil.
 
1468’de kaleme alınan ve Türkçenin ilk deneysel tıp eseri olan Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun Mücarreb-Nâme adlı eserinin 19’uncu sayfasındaki; “İlacı önce kendinde dene. Kendinden denemeyeceğin ilacı hastana verme” ilkesinin bir ilaç firmasının hatırına hastasını kanser yapacaklar için pek bir anlamı olmasa gerek.
 
Müdavim okurlarımız konuya dair ‘Deney faresi olmaya hazır mısınız?’ ve ‘İlaç katliamında: Devlet, şirket, üniversiteler el ele’ başlıklı yazılarımızı hatırlayacaklardır.  Tekraren göz atmakta yarar var.
 
Ancak ilaveten;
4 yılda 23.607 kişiyi kurban etmişler!
McTıp: Hasta üretim sistemi
Kanser olmak zorunlu olacak
‘Tıp meslek olduktan sonra ilim olmaktan çıkmıştır*’
Başbakan’a teklif: Devlet ilaç bedeli ödemesin fakat… başlıklı yazılara da vaktiniz varsa bir bakınız.
 
Bu makalelerde de göreceğiniz üzere, önce RTÜK Kanunu’nun 11. maddesi, televizyonlarda her türlü alkol ve tütün ürünlerinin reklâmını yasaklarken, en az alkol ve tütün kadar tehlikeli olan ilaç reklâmını serbest bıraktı. Bu madde; reçete ile satılan ilaçların reklâmını yasaklarken, reçetesiz satılan ilaçların reklâmını ise serbest bırakır. Sahi ülkemizde üzerinde ‘reçete ile satılır’ yazan ilaçların kaçı reçete ile satılır? Bir eczaneye girince istediği ilacı alamayan var mı? Ekmek alıp satmakla, ilaç satmak arasında bir fark var mı? Neden yok acaba?
 
Türkiye 10/3/2011’de yasalaşan 6212 sayılı Kanunla onaylanan Biyotıp Araştırmalarına İlişkin İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi ne yazık ki hepimizin fareler gibi kobay olarak kullanılmamıza izin veriyor. Adına bakar mısınız ‘insan hakları.’ Ne kadar afili değil mi? İnsan hakları, insan hakları, insan hakları, insan hakları, insan hakları…
 
Sevsinler sizin insan haklarınızı. Sevsinler sizin tıbbınızı ve sevsinler sizin ‘önce hastaya zarar verme’ yemininizi…
 
Aslında;
Haklılar! Çünkü biz akletmiyoruz!
Haklılar! Çünkü biz okumuyoruz!
Haklılar! Çünkü Allah c.c. ‘ne az düşünüyorsunuz’ dediği halde, az değil, hiç düşünmüyoruz.
 
6212 sayılı sözde insan hakları yasası çıkarken yapılan eleştirilerle ilgili Sağlık Bakanlığı “Deney faresi olmanın bir hasta hakkı” olduğunu savunmuş ve 'Ülkemizde yapılan klinik çalışmalar, uluslararası mevzuat çerçevesinde hazırlanan ulusal mevzuatımıza göre yürütülmekte ve çok sıkı bir şekilde denetlenmektedir'' demişti.
 
Bizim ülkemizde her şeyin çok iyi denetlendiğini biliyoruz. Öyle bir denetleriz ki, kim nerede, ne iş yapar, kim ölür, kim kalır onu bile batılıların istatistiklerine bakarak söyleriz. Emin olun iyi denetleniyoruz ama bizi denetlemesi gerekenler değil, hakkı olmayanlar yapıyor bunu. Yaşasın bürokrasimiz, doktorlarımız ve aç gözlü tıbbımız!
 
Eee bizde hak ediyoruz bunu be dostlar! Yanılıyor muyum?

İŞTE HASTAYA İMZALATILAN O BELGE

İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 3238340
 

AYŞEGÜL İPEK | 09.04.2014 13:53:20 bu sektörün içinde çalışan biri olarak sizin gibi farklı açıdan düşünmemizi sağlayan insanları dinledikçe, okudukça bana da garip gelen şeyleri daha iyi anlıyorum. ama insanlar maalesef bu ilacı almazsan ölürsün şu olursun bu olursunlardan korktukları için gönüllü kobay oluyorlar. tenkit edenler her doktara gittiğinde yeni yeni firmaların muadili ilaçları doktarları hangi firmadan ne kadar fazla eşantiyon alıyorsa onu yazıyor. yani izi kobay olarak kullanıyor.ateşi düşmediği için için sürekli herkesin çok iyi bildiği bir ağrı kesici su gibi kullanılıyor ki ileride önemli bir sağlık sorununa sebep olacağını hepsi biliyor. insanlara ateşin en az üç gün devam edeceğini anlatmak yerine kolay ve çabuk etki gösteren yollara başvurmak ta artık insanlar tarafından talep ediliyor. maalesef durum bu ve ben size bu konularda katılıyorum. ilaç firmalarının kölesi doktorlar ve gönüllü kobay insanlar olmuş tıp bilimi

ahmet | 26.11.2013 14:01:38 Bildiğim kadarıyla kimse zorla tedavi edilmiyor bu ülkede. İsteyen otla böcekle kendisini tedavi edebilir. Fakat ilaç kullanımı için zorunlu olan hasta onam formunu 'biz kobaymıyız' diyerek yayınlamak en basit tabirle kolaycılıktır. İlaçların üzerinde yan etkileri yazıyor peki ot karışımlarında var mı böyle bir uyarı?

(AÇIKLAMA: Yazıyor elbette de sadece arif olanlar okuyup anlayabiliyor)

Abdullah MUTLU | 25.04.2013 23:26:35 Kemal bey yazınızı en az on defa okudum. İstifade ettim. Bazı hususlarda tenkit hakkımı kullanabilirim zannediyorum. Primum non nocere cümlesi yemin değil. Sadece Tıp eğitiminde öğretilen bir ilke... Ekmeğin ticareti ile ialcın satışını aynı kefeye koymanız haksız bir mukayese olmuş... Messegue'nin doktorlara karşı savaşımını tarihsel açıdan ele almak gerek. Hastane koridorlarını ölüm koridoru, eczaneleri de ölümü bekleme salonu sözü zamanın ilaç şirketleriyle kol kola olan doktorları tenkit mahiyetindedir. Günümüzde namusu ile insanlara şifayab olmaları için vesilelik yapan hekimlerimiz de olmalı. Büroksamiz ve doktorlarımız derken toptancı yaklaşım göz önünde bir şahsiyet olarak size yakışmadı gibime geliyor.

Abdullah MUTLU | 25.04.2013 23:26:35 Selamün Aleyküm.Öncelikle bu aydınlatma ve uyandırma vazifesini Allah rızası için bihakkın yaptığınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bir husus dikkatimi çekti arz ediyorum. O dünyanın bütün bitkilerinin tüm özelliklerine vakıf biri nitelemesi biraz abartılı olmamış mı be hocam.

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
مكائد أبالسة الطعام Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

Moral Fm'de: İyi gıda iyi gelecek

+ Devamı


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


8 Ekim 2018 Ankara KAGEM Konferansı

+ Devamı


İFAM'da gençlerle buluştuk

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı