Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

Hilafet, ümmet olma güç ve bilincimizi yok etmek için kaldırıldı!

Makaleler4 Ekim 2013 Cuma

Ümmet genellikle bir dine veya bir peygambere bağlı olanların tümüne verilen ad ise de, bizde kast edilen ‘İslam Ümmeti’dir. İslam, daha Hulefa-i Raşidin döneminde iki kıtaya ulaşmış büyük kitlelerin iman etmeye başladığı bir din haline dönüşmüştü. Veda Haccı’na yüz binden fazla Müslüman’ın katıldığını düşünürsek, daha o günlerde Müslümanların sayısının milyona yaklaştığı söylenebilir.

İslam, Arap toplumlarından sonra başka kavim ve devletlerin de dini olmaya başlayınca, yepyeni sorunlar ve birliktelikler meydana geldi. Ta ki, 1924’e kadar bu birlikteliği sağlayan ‘hilafet’ makamı vardı ve başka bir çözüme ihtiyaç yoktu. O yıllarda ‘halife’ olmayı düşleyip, Bursa’da bu yönde nutuklar atan Mustafa Kemal, Lozan’dan gelen heyetin tehdit dolu bilgilerinden sonra, İzmir’de tam tersi şeyler söyledi. Çok geçmeden de ‘hilafet makamı’ TBMM’nin ‘manevi şahsına’ yüklendi güya. Oysa herkes bilir ki, ‘manevi şahsiyet’ kurumlara değil, sadece insana özgü bir haldir.
 
İslam ümmetinin, meşhur tabirle ipliği koparılmış bir tespih gibi dağıtılabilmesi hilafete bağlıydı. 3 Mart 1924’de ilga edilen hilafetle birlikte, ümmetin siyasal yapısına son darbede vurulmuş oldu. Osmanlı topraklarında kurulan sun’i devletlerin başlarına, şirket müdürü tayin eder gibi tayin edilen despot hanedanların dinle ve ümmetle alakalarının olmaması, yeni birlikteliklerin kurulmasının önündeki en büyük engeldi ve ne yazık ki hâlâ da devam ediyor.
 
Mısır’da yapılan darbeye körfez krallarının servet yağdırmasının ana nedeni de, ‘ümmet’ olma yolunda atılacak adımlara daha baştan müdahale etmek ve engel olmak içindi. Suud kralları arasında bu bilince belki de yakın olabilecek tek kişi Faysal idi. Varlık nedenlerini aşıp, batıya petrol ambargosu uygulayan, Kudüs’le ilgilenen, dolara karşı altına endeksli para birimi kurmak için Fransa, İtalya gibi ülkelerle işbirliğine giden, hatta İslam Konferansı Teşkilatı’nın kurulmasını sağlayan Kral Faysal, küresel egemen güçlerin tetikçisi Henry Kissinger tarafından aileden birine öldürdüttürülmüştü.
 
Bu cinayet, çizgiden çıkmasından korktukları Suud hanedanı ve diğerlerine verilen bir dersti. Aynı ders, sadece Müslümanlara yönelik kalmadı. Hem İtalya başbakanı öldürüldü, hem de Fransa liderleri infazlardan zor kurtuldu. Ziya’ül Hak’ın ölümünü de bu açıdan ele almakta yarar var. Hintli Müslümanları galeyana getirip, Pakistan ve sonra Bangladeş şeklinde iki ülke çıkarmakta, İslam birliğinin oluşmasını engellemeye yönelik çok başarılı bir oyundu. Hakeza Sudan’ın da, Mısır’dan koparılması aynı sebeple yapıldı.
 
Son yıllardaki mezhepçilik propagandasının ve bir takım Şii yayın organları olmak üzere, modern dönem selefiliği gibi akımların, yangına odun taşıması da bu birlikteliği engellemeye yönelik bir çabanın başka bir sonucu. Suriye iç savaşının da bu meyanda bir sorunmuş gibi gösterilmesi, ya da bir mezhep savaşına bürünmesinin sağlanması da bu planın bir parçası.
 
Dünyanın hemen her ülkesinde var olan Müslümanlar, 60’dan fazla ülkede halkın çoğunluğunu oluşturmaktalar. Hindistan, Çin gibi ülkelerde yaşayan Müslüman sayısı, neredeyse toplam Müslüman sayısının üçte birine eşit. Farklı kaynaklar dünyada yaşayan Müslümanların sayısını 1,5 ila 2,5 milyar arasında gösteriyor. Buna göre her 3 kişiden veya 4 kişiden biri Müslüman. İslam, çocukların tümünü Müslüman saydığına göre, gerçek rakamlar 5 kişiden üçüne kadar yükselir.
 
Bir başka açıdan baktığımızda bu rakamların hiçbirinin önemi kalmaz. Çünkü bir topluluğun kemiyetinden yani sayısından ziyade, keyfiyeti yani kalitesi önemlidir. Mekke ve Medine’yi düşününüz. Bir kişi ile başlayan İslam, 20 yıl içinde, Mekke’yi teslim almıştı. Hz Peygamber (s.a.v.) Medine’ye gittiğinde yaptırdığı nüfus sayımına göre, Müslümanların diğerlerine oranı, sadece yüzde 10’du. Buna mukabil birkaç yıl sonra Medine, İslam devletinin başkenti oldu. Asıl olan ümmetin sayısından ziyade, kalitesi ve liderlik edenlerin vasıfları.
 
Bugün en kötümser rakamlarla üç kişiden biri olacaksınız ve BM Güvenlik konseyi başta olmak üzere hiçbir kurumda temsil edilmeyecek ve söz sahibi olmayacaksınız. Bunca ekonomik ve nüfus gücüne rağmen, dünyada kimse sizi tabiri caizse iplemeyecek. Bunda bir gariplik yok mu? Devlet oluşunuzdan sonraki ilk 20 yılda, dünyanın en büyük iki gücünden biri olan Pers İmparatorluğu’nu yok edecek, diğer büyük güç Roma’yı ise dize getireceksiniz. Bunu yapanlar ne sayısal, ne de silah gücüyle başardılar. Bilakis her ikisi açısından da daha küçük ve zayıftılar. Dönüp baktığımızda bunları başaran şeyin samimi ve sarsılmaz iman, güçlü ve adaletli liderlik ve her makama sadece ehil olanların getirilmesi olduğunu görüyoruz.
 
Bugün “İslam ümmeti”nin (ben böyle bir ümmetin varlığını hep tırnak içine almak taraftarıyım, üstelik çift tırnak) varlığı kimse için etkileyici gelmiyor. Dahası, midesine kadar girmiş olana kadar nesi varsa elinden alabileceğiniz bir ‘korku toplumu’na dönüştürülmüş gibiler. İçlerinden çıkan önderlerini bile, cemaat veya mezhep taassuplarıyla kendileri yer durumdalar. Başkalarının ve özellikle şer güç odaklarının oyuna gelmeye pek meyyaller. Cennet mekân Sultan 2. Abdülhamid Han’ın hazretlerinin yeniden oluşturmaya çalıştığı ümmet bilinci, ne yazık ki sürdürülememiş, hilafetin ilgasıyla da onarımı ‘zor’ bir yara almış oldu.
 
Aslında ümitsiz olmaya gerek yok. Her ne kadar “devrim” adı verilen dayatmalarla, İslam toplumunun küllerine kadar her şeyi yok edilmek istense de, Allah c.c. buna izin vermemiş, hiçbir zaman izin vermeyecekte. Bu geçici bir haldi ve şükürler olsun ki toparlanmaya başladık. Nasıl ki, Hz Musa’nın tebliğinin yeşermesi için bir neslin yok olması beklenmiş ve 40 yıllık bir sabır gerekmiş ise, biz Müslümanlar da bu sürecin sonuna doğru ilerliyoruz. Elbet önümüzde kat edilecek çok yol var.
 
Kan, gözyaşı ve zulmün sona ermesi ve adaletin yeniden tesisine bütün insanlığın ihtiyacı var. Elbette Müslümanların hâkimiyetinin tüm sorunları çözeceğini iddia etmiyoruz. Ayrıca Müslümanların bir yerele hâkim olmasından değil, sadece izzetli hale gelip, eşit ve adil muamele görmelerinden söz ediyoruz. Hilafetin ilgasının 100’üncü yılından sonra, hilafet anlamına gelecek yeni bir yapının tesisi mümkün olabilir.
 
Aslında biz, Kudüs emanetini kaybettikten sonra ‘izzet’imizi de kaybettik. Kudüs’te akan kan durmadıkça, dünyanın hiçbir yerindeki kanı durdurmanın imkânı yok. Bunu sağlamanın tek yolu, Müslümanların (en azından büyük bir bölümünün) tek çatı altında birleşmesinde! Müslümanların dünya’da söz sahibi olabilmesi, İslam’ın Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul, Şam ve Kahire’de hâkim olmasına bağlı.
 
Hep birden iki şeye odaklanmamız gerekiyor: İlki, Kur’an ve sünnet ile küresel şeytanî yapıların açık ve gizli emellerini bilen birikimli Mü’minler yetiştirmek, diğeri ise basiretli bir siyasi mücadele... Bunları yaparken de, ilim, ahlak, adalet, tevekkül ve tayyib olandan ayrılmamak gerekiyor. Başka çıkar yok!

Bu makale Ribat Dergisi için kaleme alınmıştır


İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 1908373
 

Az Bile | 28.04.2014 22:45:07 Ekleme yapmak istiyorum ümmet bilincini bu zamanda oluşturabilecek birisi ancak ve ancak kendi şahsıni hiçe sayan ve Kur'an-i her zaman öne çıkaran bir zat olabilir. http://www.risalehaber.com/mobi/news_detail.php?id=208852Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur: Said yoktur, Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattır, hakikat-ı imaniyedir. Madem ki, nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun. Yirmisekiz sene çektiğim eza ve cefalar, maruz kaldığım işkenceler, katlandığım musibetler helâl olsun. Bana zulmedenlerin, beni kasaba kasaba dolaştıranların, hakaret edenlerin, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlerin, zindanlarda bana yer hazırlayanların, hepsine hakkımı helâl ettim.

Tarihçe-i Hayat - 687

Az Bile | 28.04.2014 22:45:07 Kurucu paşa için yazdıklarınız bence az bile. Bu millet o şahsın yaptıklarını elbette unutmayacak fakat çetin Işık beyefendi gibi (alttaki yorumcu) maalesef daha neyin ne olduğunu bilmeyen bir nesil var. İnşallah belgeler ortaya çıkınca sizden gümbür gümbür yazılar bekliyoruz çünkü bizim milletimiz o zaman bile aman ne olacak canım yapmış birseyler deyip geçecek. Milletimiz elindeki aletin bıçak olduğunu bilmeden başkasına uzatır zarar verir bıçağın mahiyetini ve ne işe yaradığını anlatmak gerekir.

Çetin ışık | 30.03.2014 16:26:11 Üstad elimden geldiğince tv proğramlarınızı ve yasaklanan youtube videolarınızı izliyorum. Gıda konusunda gayet başarılı çalışmalarınızı, Atatürk'e hınç duyarak kirletmeyin sizdeki bu düşmanlığıda anlamış değilim. Sizin kadar değerli insanların bu tarz yollara başvurması benim kanımca yanlış siz sadece bir kısma değil tüm İslam âleminin güçlü bir kalemisiniz, bunu da lütfen bilim adına kulanın saygı ve hürmetlerimle

vatandaş | 20.11.2013 21:00:34 halihazırda söylediğiniz özellillere sahip ne bir kişi ne bir kurum mevcuttur. Ne yazıkki Müslüman dünyası Amerika ve İsrailin kucağına oturmuş küresel sermayenin oyuncağı olmuştur. Şuan dünyada savaşan Ülkelerin çoğu Müslümandır ve sahip oldukları tek sermaye petroldür. Beynini kulanmaya gerek görmeyen sormayan, sorgulamayan, sadece söylentilerden hareket eden MUAZZAM BİR KALABALIKTAN İBARETTİR.

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
مكائد أبالسة الطعام Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

2 Nisan 2018 Pazartesi

Kemal Özer TVNet'te 1 Nisan 2018


28 Mart 2018 Çarşamba

Kontv Düzlem'de konuştuk


Moral Fm'de: İyi gıda iyi gelecek

+ Devamı


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


8 Ekim 2018 Ankara KAGEM Konferansı

+ Devamı


İFAM'da gençlerle buluştuk

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı