Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

‘Helâl sertifika’ kapitalizmi

Makaleler22 Haziran 2011 Çarşamba

2005 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Teşkilatı toplantısında Malezya’nın önerisi üzerine, ‘Helâl Gıda Standardı’ konusu tartışılır. Alınan karar çerçevesinde, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ayağını yürütmek üzere TSE'yi görevlendirir.
Bu süreçte, merkezi Türkiye’de olan ve sekretaryasını TSE’nin yürüttüğü “İslam Ülkeleri Standartları ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC)” kurulur.
 
Bunun üzerine, TSE 2006 yılında ‘helâl sertifika’ hazırlığında olduğunu duyurduğunda, laik/seküler çevreler ve bazı üreticiler ile STK’lardan farklı itirazlar geldi.
 
Seküler çevrelerin itirazı, meselenin İslamî olması iken, Banvit gibi firmaların itirazı ise helâl sertifikasının “yeni bir haraç” olduğu yönündeydi.
 
Bazı dindar STK’lar ise “Bu iş laik bir devletin işi değil. Devlet nasıl ki, Yahudiler için ‘kaşer sertifikası’ vermiyorsa, Müslümanlar içinde ‘helâl sertifikası’ vermemeli” şeklinde itiraz ediyorlardı.
 
TSE, o günlerde bir komisyon kurdu. Komisyona dışarıdan davet edilenler arasında “ben ateistim” diye demeç vereni de vardı, meyhaneden çıkmayanı da. Neyse, komisyon uzun sürmedi ve konu kapandı.
 
Dönemin Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, bu girişimi, ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı’ olma sayarak, Ak Parti’yi kapatma davasında kullandı.
 
Dönemin TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil’in helâl sertifika açıklaması, Başbakan Erdoğan’ın tepkisini çekti ve konu bir süre daha gündemden düştü.
 
Büyükhelvacıgil, 2010 yılında yaptığı başka bir açıklamada, pazarın ''akıl almaz'' boyutlarda olduğunu belirtip; ''dünya ticaretine baktığımızda, çok büyük bir pay var. Bu ticaretten Türk sanayicisinin pay alabilmesi için, söz konusu standardın çıkması gerekir'' demişti.
 
Geçtiğimiz hafta, yeni TSE Başkanı Hulusi Şentürk’ün açıklamasını, Cuma günü gazetemiz manşetten girmişti. “Sonbaharda bu belgelendirmeye biz de başlayacağız. Yıllık 930 milyar dolar olan helâl gıda pazarı var. Böylesine devasa bir helâl gıda pazarında, Türk iş adamlarının sahaya 3-0 önde çıkmalarını sağlamak zorundayız” diyen TSE Başkanı, açıklamasını şöyle sürdürüyor:
 
"Fransız, İtalyan, Belçika, Hollanda, Amerikan firmaları bu belgeyi çatır çatır 3 günde alırken, Türk firmaları 'Gözünün üzerinde kaşın var' denilerek, aylarca, yıllarca bu belgeye sahip olamayarak, İslam ülkelerindeki gıda pazarını kaybedecekler. Yani olayın ‘ticari boyutunu görerek’, bu konuda tüm tarafların bize tam destek vermesi gerekiyor. Tamam, çok ciddi bir belge parası var ama onun içinde aslında yıllık 930 milyar dolar olan helâl gıda pazarı var…''
 
Görüyorsunuz ki, tek mesela kahrolası para. Neden insanların, helâl ve temiz gıda haklarından söz edilmiyor da, “şu kadar pazar payı var, bu kadar kazanç var ve sair vs. deniliyor.
 
TSE Başkanı bu konuda yalnız değil elbette. Türkiye’de halen yüzden fazla firmaya “helâl sertifika” veren derneğin sitesindeki “Görünen pazar hacmi, helâl ürün bazında 850 milyar doları, toplam helal pazarı ise 2 trilyon dolar seviyesinde.-Bu durum- uluslararası üreticilerin iştahını kabartıyor…” ifadeleri dikkatlerden kaçmıyor.
 
Kısaca bu konuda konuşan Bakan’da olsa, TSE Başkanı da, şirket ve dernek yöneticisi de kısacası herkes, pazarın büyüklüğünden, alınacak paydan, kazanılacak paralardan söz ediyor.
 
Meseleye en ağır eleştiri getiren Banvit firması bile, pazardan pay almaktan vazgeçmek istememiş ve sitesine “Helâl Sertifikası ile talep eden müşterilerimize, Helâl Kesim’i belgelemekteyiz” notunu düşmüş. Bu sayede de işin kılıfını bulmuş…
 
Dünyaya pabucunu ters giydirmekte pek maharetli olan küresel organizasyonlar, ne yazık ki bu konuda da pek mahir çıktılar. Bunlardan biri olan Alman TÜV’de, Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor. Bir başka deyişle, Türkiye’de “helâl sertifika” pazarlıyor.
 
“Pisküvet” üretenden sucuk üretene, kolacıdan sütçüye kadar, yağcısından şarapçısına, dindar ve laik çevrelerin bir araya gelip kurdukları bir dernek bile, “helâl sertifika” vermenin hazırlığını yapıyor. Yani kendi kendilerini aklayacaklar.
 
Bu işin tam içerisinde olan biri olarak açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki; kimsenin, yani ne dindar tüketicilerin, ne dindar üreticilerin, ne devlet erkânının, ne de siyasetçilerin, -ezici çoğunlukla- helâl gibi bir dertleri yok. Kimse kusura bakmasın, herkesin derdi gözlerini kamaştıran yeşil yeşil dolarlarda.
 
Bu çok boyutlu meselenin başkaca boyutlarını ele almaya devam edeceğiz İnşaallah.

Bu makale Dünyaya Yeni Söz Gazetesi'nde 22.06.2011 tarihinde yayınlanmıştır.


İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 381725
 

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
مكائد أبالسة الطعام Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

2 Nisan 2018 Pazartesi

Kemal Özer TVNet'te 1 Nisan 2018


28 Mart 2018 Çarşamba

Kontv Düzlem'de konuştuk


Moral Fm'de: İyi gıda iyi gelecek

+ Devamı


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


8 Ekim 2018 Ankara KAGEM Konferansı

+ Devamı


İFAM'da gençlerle buluştuk

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı