Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

Fitne ateşleri, sebepleri ve sonuçları…

Makaleler13 Ekim 2014 Pazartesi

PKK mensubu ve gönüldaşlarının başrolde olduğu son hadiselerin faturası herkesin malumu. Menfur vakada mallar talan edilmekle kalmayıp, onlarca kişi de katledildi.

Gezi kışkırtması ile başlayan süreç, 17-25 Aralık intihar saldırısı ile devam etmişti. İnancını ve bilincini kaybetmiş bazı çevrelerce hâlâ algılanamasa da, bu kanlı kalkışmalar şimdi de IŞİD’in, Halep’in bir ilçesi olan Ayn el-Arab (Kürtçe adıyla Kobani)’ı kuşatması bahane edilerek yepyeni bir boyut kazandı.
 
Görünen detaylarına herkes vakıf gibi ise de, meselenin gizemli boyutları da var. O da, hadiseler arasındaki illiyet bağı. Bu kışkırtma, kalkışma, intihar saldırısı, darbe girişimi ya da tedhiş adına her ne dersek diyelim girişimlerin tümü, İngiliz Siyonist Yahudi yapımı projeler...
 
Bugün Irak, Suriye, Mısır ve Libya’da olup bitenlerle, Türkiye’deki hadiseler birbirinden bağımsız şeyler değil. İçlerindeki kelam ve fıkıh bilgisinden yoksun cahil güruhu istisna edersek, IŞİD’de aynı merkezin ürünü.
 
Körfez ve Irak savaşları ile IŞİD’in ortaya çıkması da birbiri ile ilintili şeyler olup, büyük planın safhalarından ya da sonuçlarından ibaret. Asıl hedef ne petrol, ne de toprak! Gelişmeler şeyatının büyük planın tedricen sahnelenmesi…
 
Kürt halkının kahir ekseriyetini müteessir eden ve yine Kürtlere yapılan mütecaviz hadiseleri anlamak için, bölgeyi ve bölge aktörlerini de anlamak şart.
 
İki yüz yıla yaklaşan bölgesel problemlerin ana kaynağı, kuşkusuz önce büyük ya da küçük bir Siyonist devletin tesisi, sonra ise emniyet içinde yaşayabilmesi…
 
Bunun önündeki en büyük engel dün Osmanlı idi, bugünse Türkiye! Dün ‘hilafet’ idi, bugünse Müslümanların kardeşçe yaşayabilmeleri!
 
İlk safhada hilafet ve Osmanlı bilfiil bertaraf edildi, lakin bilkuvve hayat sürmesi engellenemedi. Üstelik bu bilinç, her geçen çeyrek asırda daha da güç kazanıyor. İşte egemen küresel yapıyı en çok tedirgin eden şey de bu...
 
Kimilerinin ifade ettiği gibi batıyı tedirgin eden şey, sanal ve başkalarına bağımlı ekonomik güç değil. Zira en azından şimdilik zihinsel ve bilinçsel olarak Yahudileş(tiril)miş batı yönetimlerini ve sermayesini tehdit eden bir ana unsurun bu olmadığı aşikâr…
 
Asıl tehdit; bilkuvve yaşamakta olan ve her geçen gün daha da büyüyen düşünce ve bilinç. Bunun akamete uğratılması için yapılması gereken ne önemli şey, ülkenin her açıdan enerjisinin iç hadiselerde tüketilmesi.
 
Güç ve birikimini iç kargaşalarda harcayan bir Türkiye, çevresi ve dünya ile ilgilen(e)mez. Arzu edilen tam da bu...
 
ASALA veya PKK benzeri örgütler yahut da paralel muarız yapı ve IŞİD türü oluşumlar, amaçlarını sağlamanın yollarından bazıları…
 
Nasıl ki sıhhati bozulmuş insan dünyevi ve uhrevi görevlerini bir yana bırakıp sadece bedeni ile ilgilenir hâle gelmekte ise, aslında bizi hem kişisel, hem de toplumsal olarak aynı duruma düşürmenin peşindeler.
 
Bizim gıda meselesine bunca ehemmiyet verip zaman ayırmamızın temel sebeplerinden biri de bu...
 
Şayet inanç ve kültürel değerleriniz, geleneğiniz, bilinciniz, meşru ve etkin araçlarınıza dair metotlarınızı kaybetmişseniz, işte o zaman bu ifsad odakları sizi komaya sokar. Bugün ekonomik olarak değişim geçirdiğimiz konusunda şüphe yok. Bu hususta özellikle de öze dair, sahih inanca dair, sıhhate dair, geleneğe dair aynı şeyleri söylemek isterdim. Ama güç...
 
Buradan hareketle şunu ifade etmenin tam sırası: Son tedhiş hadisesinde görünürde zarar verdikleri şey, Türkiye devletinin iradesi… Ama ölen Kürt, öldüren Kürt, uğruna savaştıklarını iddia ettikleri şey -en azından bazıları için- Kürtçülük…
 
İşte tam burada yakın tarihe göz atmalı, gizlenen kavim ve inançlardan söz edilmeli. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bizim açımızdan Kürt’le Türk arasındaki fark, Hz Peygamber’in Veda Haccı’nda buyurduğu üzere sadece ve sadece takvadır.
 
Lakin unutulmamalıdır ki, nasıl Müslümanlar arasında Sabetayistler var ise, Ermeniler arasında da Yahudiliklerini gizleyen Pakraduniler var! Aynı şekilde Kürt görünümlü Yahudi ve Ermeniler de... Bu detayları bilmeden gelişmeleri değerlendirmek güçleşir.
 
1970’lerin ünlü katliamcısı ASALA adlı terör örgütüne ne oldu da, birden ortadan kalktı? Ya da gerçekten ASALA kendi kendini fesh mi etti?
 
Çok sayıda delil göstermektedir ki, ASALA ortadan kalkmayıp, sadece isim değiştirerek PKK olur. Zira artık Ermeni kimliği ile mücadelenin sonuç vermeyeceğinin görülmesi üzerine küresel planlayıcılar, bu yapının sözde Kürt kimliğine bürünülmesi emrini verir. Tıpkı bazı Gayri Müslimleri de Müslüman kimliğine büründürdükleri gibi…
 
Artık PKK’da miadı dolmuş bir terör örgütü. Şartlar IŞİD’in lehinde olduğundan, kartlar onun lehine karılıyor, bahisler onun şerefine açılıyor! Zira dün Marksizm yükselen değerdi, bugünse din!
 
Öte yandan Türkiye artık farklı bir ülke! İç meselelerini bir an evvel çözüp, enerjisini küresel meselelere harcamak istiyor. İsrail’i ve onun hamisi BM Güvenlik Konseyini eleştiriyor. Küresel aktörlere el açmıyor, boyun bükmüyor.
 
Sadece kendiyle değil, -şimdilik tüm dünya olmasa bile- daha uzak coğrafyalarla da ilgileniyor. Başta Kuzey ve Orta Afrika olmak üzere, tüm Afrika ile kardeşliği yeniden tesis ediyor. İslam dünyansının en güçlü ve en dinamik ülkesi. Müslüman hakların tümünün ümitlerini yeşerten ve hayallerini süsleyen bir Türkiye var artık!
 
Bütün inanç sahipleri gibi, ulusalcı/Kemalistlerin çeşitli zulümlerine maruz kalmış olan ve Türklerle et ve tırnak gibi olan Kürt kavmi arasındaki kardeşliğin yeniden tesisi bu çevreleri rahtsız etmez mi? Elbette eder ve bütün bu gelişmeler bu süreçlerin ve gelecek hayallerinin eseri…
 
Tümüne yakını küresel Siyonist sermayenin elinde olan batı basınının Türkiye aleyhtarlığının yegâne nedeni de bu.
 
Batı, Türkiye ile IŞİD’i karşı karşıya getirerek savaştırmak istiyordu. Rehine hadisesi de bunun için tezgâhlandı. Allah yardım etti de, bu risk atlatıldı. Hâlâ Türkiye’nin savaşa girmesi için bin bir tür tezgâh kuruluyor. Şükür ki, Türkiye’yi yönetenler bu oyuna şu ana kadar gelmediler.
 
İşte Yahudileşmiş batılı entelijansyasını (münevverini) çıldırtan da bu! Bu Türkler artık neden eskisi kadar oyuna gelmiyor, neden artık her istediklerini yapmıyorlar? Adamlar bu yüzden kafayı yiyecek!
 
Türkiye taarruz etsin, ortalık karışsın, askerler ölsün, her yer kan gölüne dönsün, bu süreçten yararlanmak isteyen PKK yeniden neşvünema bulsun, Türkiye parçalansın istiyorlar. İşte yağmacı katiller bunu istiyor…
 
Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrıyla ilgi toplayan Demirtaş’ın kulağına son ABD seferinde ne üflediler ve ne vaat ettikleri bilinirse, onun Kobani üzerinde kan dökülmesine yol açan açıklaması daha iyi anlaşılır.
 
Son isyan dâhil tüm kalkışmalar, Türkiye’nin direnç ve sağduyusunu güçlendirme ve batının kirli emellerini ifşadan öte bir netice doğurmadı. PKK ve iç uzantıları bunu bir kez daha gördüğü için hızlı geri adım attılar.
 
Ez cümle, küresel dünyayı anlamadan yol almak güç. Batının maskelerini görmeden güçlenmemiz imkânsız. Onların metotlarını kullanarak ilerleyemeyiz. Hızlı tren, yol, teknoloji elbette önemli ama bizi biz yapacak olan şeyler bunlar değil.
 
Şimdilik bir kemiyet olan nüfusumuzun gençlerini, tabletin içine gömülmüş bir nesil olmaktan kurtarıp, adam gibi eğitebilirsek yarın bizim olacak.
 
Her şeye rağmen yarın elbet bizimdir!

OKUNACAK KİTAPLAR
SAHTE DOMUZ GRİBİ SAHTE GIDALAR
William Engdahl
Bilim+Gönül Yayınları


İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 5547490
 

er kan | 28.10.2014 16:25:07 hocam gıda ile ilgili bütün yazılarınızı kitaplarınızı araştırmalarınızı sürekli takip ediyoruz ve verdiğiniz bilgilerle aydınlanıyor ve tavsiyelerinizi dikkate alıyoruz. özellikle dünyayı yöneten gizli karanlık güclerin gıda, ilaç, finans ve medyada ne kadar etkili olduklarını karanlık ilişkilerle nasıl birbirine bağlandığını koca koca ülkelerin yönetimini ellerinde tuttuklarını istediklerini yönetime getirdiklerini zikrettiğininiz bir kaç hanedanın amerika, ing. almanya gibi ülkeleri perde arkasından kontrol ettiklerini ve hepsinin siyonizm ve yeni dünyaya hizmet ettiğini o değerli kitaplarınızda öğreniyor ve gerçek hayatta savaşları nasıl finanse ederek müslümanları öldürdüklerini de görüyoruz. ayrıca finan ve gıdaya ne kadar hakim olupta her markanın altından onların çıktığınıda görüyoruz. bunların hepsini sizin araştırmalarınızdan gördük takip ettik teşekkürler. gıda ve tarım bakanlığımizin pasifliğini sağlık bakanlığımızın ilaç baronlarına yavaş yavaş teslim oluğunu sağlık sistemimizin ve finans sistemimizin sularımızın ve değerli arazilerimizin o siyonist kabalaist hanedanların ellerine geçtiğini. ve monsoanto ve diğer gdo firmalarının türkiyiyi üs edindiğini biliyoruz bütün bunlar olurken bunlara müsade edenlerin bazılarını eleştirirken bazılarınıda hala onlarla mücadele ediyor gibi ak kaşık misali göstermenize anlam veremiyoruz. ülke çözülme sürecine geldi gıda ve ilaçta birkaç firmanın deneme tahtasına döndü. yine aynı hanedanın silahlı gücü olan abd. eliyle müslümanlar öldürülüyor ve bizde devlet oarak müslüman öldürenlere stratejik ortak oluyoruz. bazı yazılarınızda takit ettiğim kadarıyla hala ülke yönetimimmizin bir takım karanlık güçler eliyle düşürülmeye çalıştığını ve bizim önümüzü tıkadıklarını dünyada söz sahibi olmamızı engellediklerini söylüyorsunuz. oysa hem amerika ve israilin ortadoğudaki çıkarlarını koruyarak nasıl müslimanlara kurtarıcı olacağız ki. hem dünyayın en büyük ülkelerini yöneten hanedanlar olduğunu söylüyor hemde bizim ülkemizi yönetiminin onlara rağmen yıllarca ayakta kaldığını söylüyorsunuz. bu hanedanların bu kadar herşey elinde ise türkiyedede onların politikalarına ters bir yönetim varsa nasıl bu kadar sene iktidar kalabiliyorlar. hem ülkeyi monsantoya gdo firmalarına ve ilaç firmalarına teslim ediyorlarsa nasıl mücadele ediyorlar. büyük israil projrleri fitnelerini destekleyerek nasıl allah yolunda mücadele ediyorlar.bu koca hanedanlar bu koca ülkeleri ele almışta bir türkiyedeki yönetimemi el atamamış. acaba son amerika gezisinde bizm yöneticiler ene fısıldadılar gdo lu mammaları bebeklere kakalayanlar başkalrımı yoksa kuş ve domuz gribindeki tamifuluyu başka hükümetlermi yutturdu halkına gerçekten sizi çok seviyor ve sayıyouz yayılarınızı ve makallerinizide ilgiyle okuyoruz kusur etikse affoa ama nasrettin hocanın dersiyle kazanın doğurduğuna inınıyorsunuzda öldükğüne neden inanmıyorsunuz acaba o kürel güç zadece bizde güçlü bir devlet ve güçlü bir iktidara sahip olduğumuza mı inandırıyor. başım çok ağrıdığı için kontorol etmeden yazdım gerçeken kusura bakmayın hatalı oalbilirim

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

2 Nisan 2018 Pazartesi

Kemal Özer TVNet'te 1 Nisan 2018


28 Mart 2018 Çarşamba

Kontv Düzlem'de konuştuk


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


TVNET'te gündemi değerlendiriyoruz

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı


Ekmek Çalıştayı

+ Devamı


Sağlıkta Ahlak sempozyumu

+ Devamı