Anasayfaİletişim
  • Kemal Özer Kimdir?
  • Makaleler
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Kitaplar
  • Programlar
Konya’da doğdu. Çeşitli basın yayın kuruluşlarında çalıştı. Bilişim firmalarında yöneticilik yaptı. Halen Yeni Söz Gazetesi’nin Genel yayın Yönetmenliği görevini yürüyor. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin Başkanı. Yayınlanmış 8 kitabı var. Yeni Söz’de ve çeşitli mecmualarda yazıyor. 2014 FETA ‘Emanet’ ödülüne layık görüldü.

Bu ilaçların üzerinde intiharı artırır yazıyor!

Makaleler19 Şubat 2013 Salı

Birkaç hafta önce bir ilahiyat profesörü intihar etmişti. Ardından da dindar olarak bilinen bir rektör, geçtiğimiz hafta hem bileklerini kesti, hem de dördüncü kattan atlayarak canına kıydı.

Rektör de insandır ve psikolojik sorunlar yaşayıp, intihar edebilir. Nitekim etti de. Peki, intihar etmenin ebedi cezasını bilen biri neden intihar eder? Bir kişiyi intihara iten nedenler ne olabilir?

Yakınları, rektörün hiç bir sorunu olmadığı halde, sadece kas ağrıları için uzun zamandan beri antidepresan kullandığını açıklamış…

Bu ilginç iki intihardan sonra başka intihar vakalarıyla ilgili arşivler tarandığında, intihar edenlerin çok büyük bir kısmında şaşırtıcı bir benzerlik tespit edilir: İntihar edenlerin çoğu antidepresan ilaçlar kullanıyormuş…

Konuyla ilgili olarak bir gazeteye konuşan Psikiyatr Prof. Nevzat Tarhan: “Bir hastam aradı, ‘aklımda hiç intihar düşüncesi yokken, antidepresif ilaç kullanmaya başlayalı bu düşünceler aklımdan hiç gitmiyor’ dedi. Bende ilacını hemen kestim.”

Prof. Tarhan devam ediyor:Bu ilaçları kullanınca daha önce muhafazakâr yaşadığı halde aniden âşık olan, cinsel duygu kontrol sorunu yaşayanlar var! ABD ordusuna Irak’ta antidepresanlar verildi. Sonra intihar oranlarının arttığı görüldü. Hâlâ çalışma yapılıyor bu konuda! Zaten bazı antidepresanların üzerinde intiharı artırır yazar!”

Hafızamızı yoklarsak ‘ilaca erişmeyi kolaylaştıran’ sâbık Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından 2011 yılında açıklanan ‘Ruh Sağlığı Eylem Planı’na göre ‘Türkiye'nin Ruh Sağlığı Profili’ şöyleymiş:

- Türkiye'de nüfusun yüzde 18'i yaşam boyu bir ruhsal hastalık geçiriyor.
- Çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı yüzde 11.
- Ruhsal hastalığı olan 6 kişiden sadece 1'i yardım arıyor.
- Kardiyovasküler hastalıklardan sonra yüzde 19 ile ikinci sırada psikiyatrik hastalıklar bulunuyor.
- Hastalara ayrılan yatak sayısı toplam 7 bin 356. Avrupa'da her 100 bin kişiye 8 akut psikiyatri yatağı düşen İtalya'dan sonra, 100 bin kişiye 10 psikiyatri yatağı ile Türkiye ikinci en az yatak sayısına sahip ülke.
- Avrupa ülkelerinde şizofreni hastalarının yaklaşık yüzde 50'si aileleri ile yaşarken, Türkiye'de bu oranın yüzde 95'ten fazla olduğu tahmin ediliyor.

Özetle, Bakanlık verilerine göre 5 kişiden birinin ruhsal sorunu var. Her 5 çocuktan 2’si aynı sorunu yaşarken, 10 çocuktan biri klinik düzeyde sorunlu.

Avrupa Nöropsikofarmakoloji Koleji tarafından yayımlanan ve 27 AB üyesi ile İsviçre, İzlanda ve Norveç'in dâhil olduğu 30 Avrupa ülkesinde 3 yıllık bir çalışmanın sonunda hazırlanan bilimsel rapora göre; bu ülkelerde yaklaşık 514 milyon kişi yaşıyor ve Avrupa nüfusunun neredeyse yüzde 40'ının ruhsal ve nörolojik sorunları var.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre bu oran Türkiye’de yüzde 25 seviyelerinde. Buna sevinmeli mi bilmiyorum. Ama bildiğim, 4 kişiden birinin intihara meyilli hale gelebileceği.

Almanya merkezli bir araştırma ise Avrupa ülkelerinde yaşayanlardan 165 milyon kişinin her yıl depresyon, anksiyete, uykusuzluk, şizofreni, bağımlılık, epilepsi, parkinson veya bunama gibi rahatsızlıklarla mücadele ettiğini ortaya çıkardı.

Bu kadar kişiden sadece beşte biri tedavi edilebiliyor. Diğerleri ise serseri mayın gibi dolaşmaya devam ediyorlar.

Araştırmayı yürüten ekip, zihinsel bozuklukların Avrupa'da 21. yüzyılın en büyük sağlık sorunu olduğunu dile getiriyor.

Modernite salgınının insanlığı getirdiği nokta işte bu. Aslında bu verilerde şaşılacak bir şey yok. Her şeyin bir bedeli var. Siz tabiatla ve fıtratla bu kadar alay eder ve oynarsanız, sonucu bu olur. Daha toplumsal cinnette yolun başındayız. Önlem alınmazsa maazallah daha neler göreceğiz neler.

İnsana bedenini besleyen her şeyi eline verip, ruhunu besleyecek her şeyi de elinden aldığınız da ortaya işte bu fotoğraf çıkar. ‘Modern toplum’ ve ‘bilim’ dediğiniz şey bu olsa gerek. Evet evet, tam bu o işte. Hem materyalist bilimsel öykünmeler yapacaksınız, hem de onun ortaya çıkardığı faturaya razı olmayacaksınız. Yok, böyle bir şey!

Ölçüsüz ve kalitesiz beslendiği halde suçu pankreasına atan insan, beslenmesini değiştirmek yerine ilaca yöneldiği gibi, diğer sorunlarına da yol açan hiçbir nedenle ilgilenmez. Genel olarak insanlar bununla ilgilenmese de, doktorlar ve Sağlık Bakanlığı veya siyaset kurumu ilgilenir mi hiç? Kimse kusura bakmasın, biz hepimiz birbirimize benzeriz. Sorunları halının altına süpürme ve problemlere iğreti çözümler üretme de pek mahiriz.

Maalesef psikiyatrik sorunlar içinde durum böyle. Neden bu hale geldiğimizle ilgilenmek yerine, ilaç yutmak veya yutturmakla meşgulüz. Bakanımızda böyle, rektörümüzde, okumuşumuz da, okumamışımız da. Bu ilaçların üzerine ne yazdığını ve ne tür etkiler yaptığını bilen hocada, hastasına intihara yol açacak ilaçları yazdığını itiraf edebiliyor.

Psikiyatrik ilaçlarla ilgili elimizde Joana Mopncrieff’in yazdığı ‘İlaçla Tedavi Efsanesi’ adlı harika bir eser var. ‘Psikiyatrik ilaç kullanımına eleştirel bir bakış’ alt başlığını taşıyan bu eserde çarpıcı tespitler var.

Yazar şöyle diyor: “Psikiyatrik ilaçlar, nörofizyotik etkileriyle tedavi bitene kadar, zihinsel ve duygusal yaşamı ve davranışları değiştiren psikoaktif maddelerdir.”

Psikiyatrik ilaçları ‘beyin sakatlayan’ tedaviler olarak tanımlayan Psikiyatrist Peter Breggin ise bu ilaçların temel etkilerini normal beyin işlevini sakatlayarak gösterdiklerini hatırlatıyor.

 Bu tür ilaçların alkole benzer ancak daha ağır seyreden sonuçları olduğunu hatırlatan yazar, psikiyatride kullanılan hiçbir ilaç tedavisinin geçerli ve haklı temellere dayanmadığı belirtiyor.

Özellikle psikiyatrik sorunu olan kimselerin ilaçla tedavi edilmeye çalışılmasını bir “efsane” olarak niteleyen Joana Mopncrieff, bu efsaneyi sadece ilaç firmalarının değil, bilimsel ve tıbbi bir görünüm kazandırılan psikiyatri mesleği, toplumsal kontrol mekanizmaları ve devlet ekonomisine dayandığını dile getiriyor.


facebook.com/kemalozercom
twitter.com/cankemalozer


İsim
Mail
Mesaj
Doğrulama: 3416310
 

AYŞEGÜL İPEK | 09.04.2014 13:53:20 aynı şekilde etrafımda duyduğumda çok şaşırmıştım sırt ağrıları için antidepresan kullanmadan geçmediğini söleyen komşum ancak onunla rahatladığını söylemişti. sırt ağrılarımdan ve doğum sonrası sıkıntılar yaşama rağmen ilaç kullanmaya cesaret edemedim çünkü sonçların kalıcı olmadığını biliyordum. ruh insan olmak bana göre değil etrafta konuşan ama gözlerinize bakmaktan çekinen ne kadar çok insan var bu tarz ilaçları kullananalarda daha çok var

Tuncay Güser | 07.07.2013 00:06:56 İlaçla tedavi efsanesi yazarının ismi eksik olmuş Joanna olacak sanırım

İZZET GÜLLÜ | 21.02.2013 21:35:58 Kıymetli hocam yıllardır bu konuda mücadele veriyorum. Çarpıcı tespitlerim var. Bakarsanız sevinirim.
www.izzetgullu.net
Saygılarımla... (NOT: Başarılı çalışmalar diler teşekkür ederim. KÖ)

'Gülen Şeytanlar Tarihi' kitapçılarda
İyi Gıda Kötü Gıda
مكائد أبالسة الطعام Şeytan Ye Diyor'un Arapça baskısı çıktı
Şeytan Çıplak
Hangi Suyu İçmeli?
Ramazan Kitabı
Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler
Yediklerimizin İçinde N(E) Var?
Müslüman'ın Diyeti
Şeytan Ye Diyor - İnsan Ne Yemeli Ne Yememeli?
Deccal Tabakta

2 Nisan 2018 Pazartesi

Kemal Özer TVNet'te 1 Nisan 2018


28 Mart 2018 Çarşamba

Kontv Düzlem'de konuştuk


Moral Fm'de: İyi gıda iyi gelecek

+ Devamı


TVNET Sağlık Raporu'ndayız

+ Devamı


Kontv'de Düzlem programının konuğuyuz

+ Devamı


TV24'de küresel tuzakları konuşuyoruz

+ Devamı


8 Ekim 2018 Ankara KAGEM Konferansı

+ Devamı


İFAM'da gençlerle buluştuk

+ Devamı


Ömer Öztürk Talebe Yurdunda konferans

+ Devamı


Ümraniye'de genç akademi - 2

+ Devamı